Han Tümertekin
Yüksek Mimar

Restorasyon ve yeniden işlevlendirme

Restorasyon kelimenin tam anlamıyla tamirattır, bizim işlerimiz restorasyondan öte yeniden işlevlendirme kavramıyla açıklanabilir. Bu nüans önemli, projelerde restorasyon ve yeniden işlevlendirme tanımı yapılır. Restorasyon daha dar bir etkinlik alanı olarak orijinali tekrar var etmekle ilgilidir. Oysa yeniden işlevlendirme binanın bazı yerlerini değiştirme üzerine kurulu bir yaklaşımı içeriyor. Bizim binalarımızda yaptığımız iş bu, yoksa yapılan iş sadece zanaate indirgenmiş olur.

O zaman şu soru ortaya çıkıyor? Binanın neresi orijinal haliyle korunur, neresi dönüştürülür ve yeniden işlevlendirilir? Bu proje aşamasında Anıtlar Kurulu’yla yapılan tartışmalar sonucunda belirleniyor. Burada inşaat şirketinin önemi, korunacak ya da orijinal haline dönüştürelecek olan binadaki hassasiyet, dikkat ve özen ile öte yandan hayatın getirdiği yeni ihtiyaçları karşılamak üzere, müdahale edilecek bölümlerdeki yeni teknolojilerin uygulanması arasındaki ilişkide ortaya çıkıyor.

Bu operayonun iki yönü var; birincisi inşaatçı bu özene sahip olmalı, ikincisi son teknolojik yenilikleri uygulayabilmeli. Bunlar çelişen şeyler. Restorasyon dünyasında “merhamet raspası” diye bir deyim var, koruma açısından bu yapılar son derece merhametli bir yaklaşım gerektiriyor. Öte yandan binayı ayakta tutarken yerin altına bir kaç kat girmek gibi fazlasıyla kaba inşaat eylemleri içeriyor. Bu ikisini bünyesinde barındırmak bir haslet.

Kaba işi yapanlar hızlı ve verimli şekilde yıkıp döken, beton atanlar. Restorasyondan gelenler ise hiçbir şeye dokunmayıp elinde fırça ile iğne ile kuyu kazanlar. Bizim yaptığımız opersayonların temel özelliği ikisinin aynı yerde varolması ve bünyenin iki çok farklı davranışı yerine getirmesidir. Siska’yı ayrıştıran özellik bu. Bu iki ucu bünyesinde barındırıyor. Siska bu alandaki en iyi firmalardan biri olarak tanınmasıyla birlikte asıl özelliği budur. Hemen tüm projelerimizde bu tanım geçerlidir.

Yeniden işlevlendirme nereden çıkıyor? 19. yüzyıl sonundan bugüne gelen değerleri koruyup yaşatmak, günümüzdeki ihtiyaçların karşılanmasıyla çatışıyor. Benim eğilimim her zaman mümkün olduğunca her binaya analitik ve mesafeli yaklaşmak. Romantizm ve duygusallığı bir kenara bırakarak korunmaya veya yeniden var etmeye değer orijinalite nedir? Bunu çok iyi anlamak, öte yandan da yeni işlevin binaya uyarlanması için gerekecek minimum müdahaleyi yapmak.

Mimarın, yaratıcı aktör egosunun binayla hesaplaşması bakımından minimum tanımı önemli. Binayla didişmek, inatlaşmak yerine, en uzak duran mimarlardan biriyim, varsa benim başarım buradadır. Sabırlıyım, anlamak ve dinlemekle çok ilgiliyim. Böyle bir yapı bulduğumda “Ben buna ne yaparım?” yerine, “Elimde ne var?” sorusunu anlamak isterim. Elimde olanı anladığımda harekete geçerim.

Bu tür yapılardaki müdahalelerde bana şu soruluyor: “Bu kadar sınırlamalarda çok zorlandınız mı?” Bana göre boş bir arsa ile arasında bir fark yok. Boş bir arsada da kısıtlayan pek çok şey olabilir. Ben sınırlamalar içinde yaratıcı olan biriyim. Bu tür yapıların pek çok mimarlar için problem olan varolma halleri benim için avantaj.

İşin başlangıç aşamasında binanın soyulması, zaman içindeki müdahalelerin ayıklanması işleri var. Bu inşaat şirketini doğrudan ilgilendiriyor. Bu aşamada “merhamet raspası” dediğimiz özenle çalışılmalı. Yeni işlevle birleştirilmede egoyu baskı altına almalı ölçülü davranmalı. Oradaki işbirliğinin önemli noktası sabrı ve duraklamaları tolore etmeli. Siska ile çalışmanın avantajı bu, beni dinleme ve bekleme lüksünü sağlıyor. Bu da benim için ayrıcalıklı bir durum.